Ayrıntılının Ayrıntısızlığı

 

Kendimi bildim bileli yazı yazarım. Bu süreçte, yazdıklarım bana pek çok şey kattı; ben de onlardan, nasıl yazılması gerektiği gibi, her kelimesiyle ve hatta harfi ile yeni tecrübeler edindim. Şunu diyebilirim ki, yazınızı bir lastik gibi esnetip tıpkı bir ağaç gibi dallandırıp budaklandırdıkça; aslında yazıda bıraktığınız boşluklar daha da artıyor. Her ne hakkında ne ayrıntı veriyorsak, sunduğumuz bilgiler; esasında yepyeni bir perspektif gerektiriyor veya farklı yönlerden, insanlara yepyeni ufuklar açıyor. İlkin hoş bir vaziyet alan yazınız, en nihâyetinde ise, detaylandırdığınız ölçüde salt sınırları genişlemiş bir yüzeysel bilgi kaynağı olmak durumunda kalıyor. Çok şey vereceğim derken hiçbir konuya derinlemesine hâkim olamayan bir metin üretiyorsunuz. Ben buna ayrıntılı yazmanın ayrıntısızlığı diyorum. Ve sonu olmayan bir karmaşıklaştırma hâli. “Haydi bunu da ekleyeyim” derken bir bakmışsınız ki, temanızdan sapmış, ana düşünceden kilometrelerce öteye savrulmuşsunuz. Üstelik üzerinden hele bir vakit geçsin, yazınızın içeriği hakkında pek çok yargı için “Bunun ne işi var burada?” diye soracağınızdan eminim.

Sınırımızı nereye, nasıl çekeceğiz? Ne hakkında yazıyoruz? Ürettiğimiz içerik, yazı öncesinde belirlediğimiz sınırlar ile ne denli uyuşuyor? Yazdıklarımızı dille ifâde etse idik, yine aynı kalıplar içerisinde, aynı içerikle mi okura/dinleyiciye aktaracaktık? Söz gelimi felsefî ya da genel hatlarıyla bir düşünsel metni, tipik nitelikleriyle ele alsak ve desek ki; işte bu sahada aktarılabilecekler bunlardır, literatür bunu içerir. İşte her kim aktardığı metnin ilgili sahasının salt kendi verdiğiyle kısıtlı olduğunu bu biçimde iddia ederse, bilsin ki oldukça yanlış bir yoldadır. Zira fikrî metinlerin içeriği, daha doğrusu yazarken spontane bıraktığımız boşluklar, kesinkes okur tarafından doldurulacaktır. Dahası okurun geçmişi, deneyimi ve düşünce evreni metinden ne anladığını doğrudan etkilediğinden, okur illâ ki metne kendinden bir şeyler katacak ve metinden kendi almak istediği alacak; yazıyı da kendi anladığı gibi anlayacaktır. Sonuç olarak her perspektifiyle tamamlanmış olduğunu iddia ettiğimiz metnimizin, okur bünyesinde, hem boşlukları farklı zihinlerce doldurulacak hem de ifâde tabiatı okurun ona izin verdiği doğrultuda evrilecektir.

Yazının okur nezdinde farklı anlamlandırıldığından bahsettim. Bunu biraz açalım. Şüphesiz ki bunun metodu; yazı unsurlarının, kelimelerin, yargıların, cümle ve cümleciklerin, hatta yazının dile getirilişinin ve üslûbunun spesifik niteliklerinin nasıl ve ne koşulda duyumsandığıyla oldukça ilişkili ve bu yöntem, kavramlar bütününün okur zihninde canlandığı hayâlî ve düşünsel imajlarından geçiyor. Okur süreci, yazının amacına ulaşmasında birincil rol oynuyor. Bir masanın “masa” olmasını belirleyen şey, onun gerçekten bir masa olması mıdır? “Masa” idesini önceden kavramış olan öznemiz, yani okurumuz, bu ideyi “masa” olarak adlandırmadığı müddetçe, kendimizi güçlü bir iletişimci, yazımızı da hedefine ulaşmış sayabilir miyiz? Elbette hayır. Buradan da ekstra bir çıkarım elde ediyoruz: hedef kitlemizin bilgi birikimi, kavramları değerlendiriş şekli ve belki de düşün geleneği, yazımızın akıbetini adeta tek başına belirliyor!

Böylece, yazının nasıl bir aktarım sürecinden geçtiğini gördük. Yazıda yönünü artırdığımız düşünce eksenlerinin, ister istemez sağa sola savrulacağını ve bu savrulmalar içerisinde, okur tarafından yepyeni bir soluğa bürüneceğini biliyoruz. Okur kültürünün bu süreci hızlanıp yavaşlatabileceğini de kavrıyoruz. Önceden değindiğimiz bir soruya geri dönelim: sınırı nasıl belirlemeli? Ben buna, “Okurun yönelmesini istemediğimiz noktaya varmadığımız sürece ilerlemeli” yanıtını veriyorum. Herhangi bir yazımın öncesinde belirlediğim, kilit noktalarım ve kilometre taşlarım her zaman vardır. Yazımın iskeletini de bu taşlar oluşturur; yazımın tâbir yerindeyse “etini” bu taşların üzerine binâ ederim. Benim için yazı içerisindeki yeni ve özgün bir düşünce, yeni bir taş gereksinir. Ve baktım ki bu taşı koyacak fazla yerim yok ya da bu taş, okuru farklı bir yöne sevkedecek; o hâlde olduğu yerde dursun. Gitsin yeni bir yazının baş köşesinde yer alsın!

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s